Hayata İz Bırakmak

“Halil, mehmet, hamdi, tolga, emre, çağrı”  İzmir’de, yine yoğun geçen bir gün ve eve dönüyorum. Otobüste ön taraftaki koltuğun arkasındaki düzenlice arka arkaya dizilmiş bu isimler dikkatimi çekti bir an. Neden dedim? Neden yazdılar acaba? Bu basit bir serserilik miydi yoksa? Hayır, değildi. Başka şeyler olmalıydı. Yanımda oturan arkadaşıma sordum sonra, “iz bırakmak” dedi. Haklıydı…
İnsan, bir gün bu yaşamın biteceğini biliyor. Geçici olduğunu her bir salâda yeniden hatırlıyordu. Bu geçicilik aslında hiç de işine gelmiyordu nefsin. Ne zaman bu yolculuğu bitirmiş birini görse, önce üzülüyor sonra ‘daha bana gelmez ki’ diye sıyrılıveriyordu bu düşünceden. İçindeki o sonsuz yaşama isteğini kimse reddedemezdi. Yaratılışımızda vardı çünkü. Hep devam etsin istiyorduk. Mutlak varlığın bize bir hikmet için verdiği bir istekti o.
Hayatta güzel diye nitelendirdiğimiz ne varsa hiç bitsin istemiyoruz. Hatta ‘anı ölümsüzleştirmek’ için fotoğraf çekip, kameraya alıyoruz. Çünkü geçiciliği kabullenmiyor yüreğimiz. Sonsuzluktan başkası tatmin etmiyor onu nedense. Bir yerlerde izler bırakmakla biraz olsun o anı ileriye taşımayı başarabiliyoruz ama. O koltuk arkasındaki yazılar da sanki bunun içindi. Belli ki iyi bir arkadaşlık ortamı vardı ve hiç bitsin istemiyorlardı. İsimlerini yazarak da o birlikteliğin bir izini bırakmış oldular bir nevi.
O kısa otobüs yolculuğunu, bu dünyadaki hayatımıza benzetebiliriz aslında. Kısa bir süre için bindiğimiz ve bir gün istesek de istemesek de ineceğimiz bir vasıta sadece.
Alihan Demirci Hayratı, Yavuz Selim Bayraklı Camii, Şadi Avcı İlköğretim Okulu… Bu örnekler geldi aklıma sonra. Bir önceki örnekten biraz farklıydılar sanki. Evet, bir ‘iz’ diler yine ama insanlara faydalı ‘iz’ lerdi. Önceleri okuduğum bir hadis geldi aklıma sonra, Ebu Hureyre(ra)’den rivayet edilen:
“İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.”[1]
Sadaka-i Cariye, yani hayrı devam eden iyilik. Evet, yeni bir neden keşfetmiştim. Demek ki sadece ‘iz’ bırakmaktan daha ötesiydi bu yapılanlar. Bu amacı güdenler hem insanlara faydalı olmuş hem ‘iz’ lerin de en güzelini bırakmış hem de ölümden sonrası için amel defterlerini açık tutmuş oluyorlardı. Belki de en önemlisi ‘O’ nun rızasını kazanmış oluyorlardı.
Bu düşüncelerle dışarıyı izlerken ineceğim durağa yaklaştığımı anladığımda saatim yarım saat geçtiğini söylüyordu, bana beş dakika gibi gelmişti. Düşündüğüm konular geri dönüp gelmişti inmeden. Bu yarım saatte ne ‘iz’ bıraktım diye düşündüm. Evet evet, bırakmıştım. Bir arkadaşımı görüp, gülümseyerek selam vermiş, halini hatrını sormuştum biraz önce. Küçük bir şeydi belki, olsun, yarım saat için fena da sayılmazdı.
Bir an aktarma yapacağım durakta inmek istemediysem de eve gitmek için inmem gerekiyordu. Burası sıcaktı, diğer durağa kadar biraz üşüyecektim gerçi ama, sonrasındaki yolculuk için değerdi..
           [1] Müslim, Vasiyyet 14. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizi, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâyâ 8.

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorum yapın!
Buraya lütfen isminizi girin.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.