Orta Asya Seyahatleri – Bişkek ve Almatı

Seyahate başladığım günlerden bu yana Orta Asya’yı görme isteğim hep vardı. Geçen yıl karar verdim ve 2026 yılında bu bölgeyi ziyaret edeceğim diye karar aldım. Karar sonrasında haritayı incelerken şunu farkettim: Bir haftalık bir seyahatle bu bölgedeki tüm şehirleri görmek mümkün değil. Ben de bu seyahati ikiye ayırmaya karar verdim. İlk adımda birbirine nispeten yakın olan Bişkek ve Almatı şehirleri, ikinci adımda ise yine birbirine yakın diyebileceğimiz Semerkant, Buhara ve Taşkent şehirleri. İşte bu karar sonrası Bişkek ve Almatı’yı birlikte gezmeye karar verdim ve biletimi aldım. Bu aşamada siz okuyuculara da yol göstermesi bakımından madde madde yolculuk hazırlığına başlayalım.

 

Uçak Bileti

Aslında Bişkek Gidiş, Almatı Dönüş (ya da tam tersi) şeklinde de alınabilir. Ankara’dan Bişkek uçuşları Almatı’ya göre neredeyse yarı yarıya daha uygun fiyatlı. Ankara’dan Ajet haftada 3 kez direkt uçuş yapıyor bu şehirlere. Ben gidiş biletini 2500₺’ye (yaklaşık 55 dolar), dönüş biletini ise 5399₺’ye (yaklaşık 120 dolar) aldım. Toplamda 175 dolar’lık bir uçak bileti maliyetim oldu. Uçakla 5 saat yolculuk yaptığımızı düşünürsek bence çok uygun bu rakamlar. Ajet’de uluslararası uçuşlarda yiyecek içecek ikramı yok bu arada bilginiz olsun. Ben her zaman yaptığım gibi bir ekmek arası sandviç yaparak bindim uçağa. Ekonomik sırt çantalı seyahatin olmazsa olmazıdır böyle hazırlıklar.

Uçak biletini aldık, şimdi sırada kalacak yerimizi ayarlamak var.

 

Otel – Ev Kiralama

Bişkek’te airbnb’den ev kiraladım. Eğer uygun alternatif bulabilirsem evi otele tercih ediyorum. İçinde çamaşır makinesinden ütüsüne, mikrodalgasından buzluğuna, çatalına tabağına kadar her şeyin olduğu bir ev otelden çok daha rahat hissettiriyor açıkçası. Özellikle 2-3 kişi seyahat ediyorsanız çok da hesaplı ev tutmak. Kaldığım dairenin linkini sizle de paylaşıyorum aşağıda. Başka bir seçenek aramayın. Şehir merkezine 10 dk’lık yürüme mesafesinde bir yer burası. Hemen altında 24 saat açık marketi var. Ev geniş. 4-5 kişi rahat kalınabilir büyüklükte. Eğer giderseniz ev sahibine benim selamımı da iletin lütfen.

https://www.airbnb.ru/rooms/1579540909829390236?unique_share_id=83fdcdc3-1d01-475b-97c5-f2ad1e0ab6c1&viralityEntryPoint=1&s=76

Evden Ala-Archa dağının manzarası şöyle görünüyor:

Airbnb evinden Ala Archa dağı manzarası

 

 

Araba Kiralama- Toplu Ulaşım – Taksi

Ben bu sefer sadece şehir gezisi yapacağım için araba kiralamadım. Şehirde toplu taşıma ve taksi uygun fiyatlı. Eğer siz de şehir gezisi yapacaksanız araba kiralamanızı önermem. Merkezi bir yerde kalmanız zaten küçük bir şehir olan Bişkek’te sorunu çözecektir. Toplu taşıma için çoğu kimse karekod kullanıyor, sanırım Kırgızistan’ın bankalarına ait bir uygulamayla birlikte. Ben doğrudan som olarak nakit ödedim. Taksi içinse Yandex Go yaygın şekilde kullanılıyor. Navigasyon olarak da Yandex Navi ya da Yandex Maps.

⚠️ Uyarı: Google Maps yön takibi sorunlu: Google Haritalar tam verimli çalışmıyor. Gittiğiniz yönü göstermiyor mesela.

Tavsiye: Bu ülke için Yandex ailesinden şaşmayın.

Kazakistan’da da aynı şekilde durum. Almatı’da otobüslere ek olarak metro da var. Evet tek bir hat ama şehrin ana damarlarından geçiyor. Otobüsle bağlantılı şekilde her yere ulaşabiliyorsunuz. Uygulama harici taksi kullanımı iki ülkede de pek tavsiye edilmiyor. Turistlere yüksek fiyat çekme alışkanlığı buralarda da yaygınmış. Ben hiç riske atmayıp hem uygulama ile kullandım taksiyi.

 

Havalimanından Şehir Merkezine Ulaşım

Bişkek’te 153 numaralı otobüsle havalimanı çıkışından şehir merkezine kadar gidebilirsiniz.

Ücret: 140 som

 

Ben Cuma günü ve Ramazan bayramı sabah indiğim için Bişkek’te beni alan arkadaşımla birlikte önce bayram namazına gittik. Bişkek’te şehrin merkezinde bayram namazı kılınıyor ve muazzam görüntülere sahne oluyor. Çekilen fotoğraflardan bir tanesini sizinle paylaşmak isterim.

 

Bişkek’ye bayram namazı. Kaynak: TRT

 

Bu atmosferi de tatmak isterdim ancak uçağın biraz geç inmesi sebebiyle biz havalimanı yakınlarında bir köyde kıldık bayram namazını. Ardından Ants diye bir kafeye geçip kahvaltı yaptık arkadaşımla. Ben burada bir çok kafede daha sonra da göreceğim sütlü buğdaylı karışımdan yedim. Orta Asya ve Rus mutfağında çok popüler olan Greçka (karabuğday) adında bir lapa aslında bu. Kırgızistan ve çevre ülkelerde genellikle “Sütlü Greçka” (Rusça: Grechnevaya kasha s molokom) olarak da adlandırılıyor. Oldukça doyurucu ve lezzetli bir öğündü. Yanına ise limonlu çay. Buralarda çay bizdeki gibi çok tüketiliyor. Tabi sadece siyah çay değil, limonlu, bergamotlu, yaseminli vs çok fazla çay çeşidi var. Çayları da oldukça lezzetli.

 

Sütlü Greçka

 

Bu kafede ilgimi çeken bir farklılık oldu. Tuvaletler kadın erkek ortak kullanım şeklinde. Açıkçası ülke genelinde bir durum mu diye düşündüm başta ama başka bir yerde görmedim.

Kahvaltının ardından evime geçtim. Cuma namazına 1 saat kalmıştı. Bu da demek oluyordu ki şehir merkezindeki ilk durağımız Bişkek Merkez Camisi. Hazırlanıp 15-20 dk mesafedeki camiye doğru yürümeye başladım.

Evden çıkıp merkeze camiye doğru yürümeye başladığımda ilk dikkatimi çeken şey, o meşhur “Sovyet kaldırımları” oldu. Sovyet şehir planlamasının en belirgin özelliklerinden biri olan bu geniş yollar; cadde ile yaya yolunu birbirinden ayıran devasa ağaç dizileri ve yanlarından akan küçük sulama kanallarıyla (Kırgızların deyimiyle arıklar) bambaşka bir hava sunuyor. Bu kanallar şehre hem doğal bir serinlik katıyor hem de o gri beton yapıyı yeşille yumuşatıyor aslında. Daha sonra şehri dolaştıkça bunu sınırlı bir alanda değil şehrin tümünde uygulanan bilinçli bir tasarım yapısı olduğunun da farkına varacağım.

Yaklaşık 20 dakikalık keyifli bir yürüyüşün ardından Bişkek Merkez Camisi’ne vardım. Caminin görkemli yapısı uzaktan bile sizi karşılıyor. Kapısına vardığımda ise çok anlamlı bir detayla karşılaştım: Bu yapı, Türkiye Diyanet Vakfı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yaptırılıp Kırgız halkına hediye edilmiş. Orta Asya’nın kalbinde, bizden bir imza görmek insanı gerçekten gururlandırıyor.

 

 

Bişkek Merkez Camisi

 

Bişkek Merkez Camii

 

 

Ezanın okunmasıyla birlikte içeri geçtik. Cuma namazı atmosferi muazzamdı, bir şeyi farkettim. Bizde daha çok yaşlılar olur namazda, burada caminin yarısından çoğu çocuklar ve gençlerdi. Namaz sonrası cemaatin bir kısmı dağılmayıp sohbete koyuldu. Ben de o sırada caminin içindeki detayları ve çocukların neşesini birkaç kareyle ölümsüzleştirmeye çalıştım.

 

Bişkek Merkez Cami Kubbe Tasarımı

 

 

 

 

 

Oradaki cemaatle ufak bir sohbetimiz de oldu. “Nereden geliyorsun?” dediklerinde “Türkiye’den” cevabını vermemle birlikte yüzlerindeki o sıcak gülümsemeyi görmeliydiniz. Aramızdaki o kopmaz bağı kilometrelerce ötede hissetmek paha biçilemezdi. Neredeyse tüm tanıştığım kişiler Türkiye’ye en az bir kere olsun gelmişler. Ya İstanbul’a ya Antalya’ya ya İzmir’e. Bizden Kırgızistan’a giden kaç kişidir acaba! Ayrılmadan önce de bir hatıra fotoğrafı çekilmeyi ihmal etmedik.

 

Cami cemaatiyle hatıra fotoğrafı

 

Camiden ayrıldıktan sonra şehrin en önemli damarlarından biri olan Frunze Caddesi üzerinden geri dönüş yoluna geçtim. Buraya küçük bir parantez açmak lazım: Caddenin adı, Bişkek doğumlu Bolşevik lider Mikhail Frunze‘den geliyor. Hatta Bişkek’in adı 1926 ile 1991 yılları arasında “Frunze” imiş. Yani aslında şehrin eski ismini taşıyan bir cadde burası.

Frunze Caddesi boyunca yürürken şunu fark ettim: Bişkek, ilk bakışta sade ama içine girdikçe katman katman açılan bir şehir. Geniş kaldırımlar, ağaçların gölgelediği yollar ve Sovyet döneminden kalma o ağır mimari… Hepsi bir arada, ama birbirine karışmadan, iddiasız şekilde duruyor. Şehrin acelesi yok, sana da “yavaşla” diyor.

 

Bişkek Nüfus Kayıt Dairesi

 

Frunze Caddesi üzerinde yürümeye devam ederken yolumun üzerinde Bişkek’in nüfus kayıt dairesi ve merkez kütüphanesi çıktı. İlk bakışta sıradan gibi görünen bu yapılar aslında şehrin ruhunu anlamak için küçük ipuçları barındırıyor. Özellikle nüfus kayıt dairesi gibi devlet binalarında Sovyet döneminden kalan o ağır ve işlev odaklı mimari hemen kendini belli ediyor. Gösterişten uzak ama bir o kadar da “ben buradayım” diyen bir duruşu var.

 

Bişkek Merkez Kütüphanesi

 

Bişkek Milli Kütüphanesi 1934 yılında kurulmuş ve Sovyet döneminde “bilgi deposu” olarak planlanmış. Bugün yaklaşık 6 milyon belgeye sahip ve 89 farklı dilde eser barındırıyormuş. Bu iki yapı arasında yürürken şunu düşündüm: Bir şehir sadece meydanlarıyla, parklarıyla değil; arşivleriyle, kayıtlarıyla ve hafızasıyla da var oluyor. Bişkek belki ilk bakışta mütevazı görünüyor ama detaylarına indikçe köklü bir geçmişin izlerini hissettirmeye başlıyor. Sovyet etkisini bu caddede net bir şekilde hissediyorsunuz.

Panfilov parkının yanından geçerek da Dolon Omurzakov stadyumunun hemen önündeki daireme geri geldim. Şimdi biraz dinlenme vakti.

 

Bişkek – Evin Yeri

 

Bişkek’te akşama bir yemeğe davetliyim. Üniversite yıllarından tanıştığım bir arkadaşım beni evine davet etti. Harika yerel yemekler hazırlamışlar benim için. Yıllar sonra hasret giderdik, bol bol muhabbet ettik. Mükemmel bir akşamdı.

 

Bişkek Akşamları

 

2. Gün

Bişkek’te ikinci günümde ilk defa Nevruz Bayram’ına katılacağım için heyecanlıyım. Sabah erkenden uyanıp giyinip kuşandım ve zaten çok yakınlarımda olan şehir meydanına doğru yürüdüm. Nevruz’un bu coğrafyalarda kapsamlı kutlandığını duymuştum ama ilk defa katılıyorum.

 

Nevruz Bayramı

 

Nevruz, bir festival havasında kutlanıyor. Rengarenk elbiselerle, yerel müziklerle, yerel sanatçılarla. Festival alanında bir sürü de çadır kurulmuş. Bazılarında yiyecekler satılıyor, bazılarında giyecekler, tekstil malzemeleri.

 

İp eğiren bir Kırgız teyze

 

Nevruz Alanı

 

Tüm konseri dinleyip çadırları dolaştıktan sonra yakınlarda haritada işaretlediğim Kırgız Tren Garı’na doğru yürümeye başladım. Bir şehrin en çok merak ettiğim kısımlarından biridir tren garları. Oralarda insanları izlemeyi, gelip gidenleri gözlemlemeyi çok severim. 15 dk kadar yürüdükten sonra karşıma şöyle çıktı:

 

Kırgız Demir Yolu Tren Garı

 

1930’lu yıllarda inşa edilen bu gar, yalnızca bir ulaşım noktası değil, aynı zamanda kentin hafızasında yer eden simgesel yapılardan biri. İlk bakışta insanı etkileyen şey, binanın sade ama anıtsal duruşu oluyor. Geniş merdivenleri, simetrik cephesi ve bulunduğu konumuyla bir tren istasyonundan çok, şehrin geçmişine açılan görkemli bir kapıyı andırıyor. Sovyet döneminin mimari anlayışını taşıyan yapı, bugün de Bişkek’in tarihî dokusunu hissetmek isteyenler için anlamlı bir durak niteliğinde. Kırgızistan’ın demiryolu ağı çok geniş olmasa da bu gar, rayların ötesinde bir anlam taşıyor; sanki yolculuktan önce insana şunu fısıldıyor: Her şehir biraz da istasyonlarından anlaşılır (bence :))

Keşke bu güzel binayı dışına klima motoru takarak kirletmeselermiş de dedim içimden. Göz zevkini bozuyor insanın.

Dışarıdan iyice izledikten sonra içeriye girdim ama in cin top oynuyor. Ne bir tren sesi var ne gelen giden. Zaten tren seferleri de çok az, günde iki üç defa. Kazakistan Almatı’ya tren var mı diye sordum görevliye, olduğunu ama aktarmayla gitmem gerektiğini söyledi. Neredeyse bir günümü alacaktı. Otobüsle ya da taksiyle gidersen daha iyi olur dedi. Buralara biraz Rusça öğrenerek gelmek lazım. Herkes Rusça’yı çok iyi biliyor. İngilizce’yle anlaşmak pek mümkün değil dışarıda.

 

Tren Saatleri Bişkek

Bişkek’ten Moskova’ya trenle gitmek mümkün. Fena olmazdı böyle bir yolculuk. Tam zamanlı seyyah olduğumda böyle yolculuklara düşünmeden çıkacağım günleri iple çekiyorum.

 

Bişkek Tren Garı Tavanı

 

Bişkek sokaklarında yürümeye devam ederken şehrin gündelik yüzü daha belirgin şekilde görünmeye başladı. Bir yanda alt katları banka, döviz bürosu ve küçük işletmelerle dolu yapılar; diğer yanda yılların izini taşıyan apartmanlar vardı. İlk bakışta biraz sert ve yıpranmış görünen bu sokaklar, aslında şehrin gerçek hayatını hissettiren yerlerdi. Bişkek’in sadece geniş caddelerden ve meydanlardan ibaret olmadığını, insanların günlük telaşının asıl bu bölgelerde aktığını burada daha iyi anlıyorsunuz.

 

Bişkek Sokakları

 

Öğle namazı için Bişkek’in eski merkezi camisine doğru yürüyorum. Ağaçların arasından yükselen kubbesi ve minaresi, şehir dokusunun arasında kendini gösteren bir cami burası. 1886 yılında inşa edilmiş ve 20. yüzyılın sonlarında yenilenmiş. Yakın zamana kadar yeni Türk Merkez Camii (dün cuma namazını kıldığımız) tarafından yerini alana kadar Merkez Camii olarak biliniyormuş. Kırgızistan’da Sovyetlerin yönetiminin son dönemlerinde inşa edilen tipik bir Kırgız cami mimarisine sahip.

 

Bişkek Eski Merkez Camisi

 

Öğle namazından sonra hedefim Bişkek yakınlarındaki eski Bişkek köyü canlandırması diyebileceğimiz Supara köyü. Hem geleneksel mimariyi andıran detaylar hem de geçmiş yaşamlara ait eşyalar bir araya getirildiği bir yer burası. Daha girişte taş, ahşap ve toprak dokunun hakim olduğu ortam insanı şehirden alıp eski bir zamana götürüyor. Sergilenen eski araç gereçler, kullanılan kaplar, ahşap parçalar ve gündelik hayata ait detaylarla bence Bişkek’te uğranması keyifli duraklardan.

 

Supara Köyü

 

Supara köyünde kırgız ablalar 🙂

 

Supara’da ilk defa at eti deneyeceğim için heyecanlıydım. At eti yanında bizim coğrafyada bulunmayan topuz diye bir hayvanın etini de denemek istedim. Topoz paçalı inek gibi bir şey.

 

topoz
topoz eti ve at sucuğu

 

Supara’da Bir Lavabo